Verimli EBA TV Kullanımı

Verimli EBA TV Kullanımı

Bir önceki yazımızda (Buradan ulaşabilirsiniz.) hiç de adil olmayan adil kullanım kotalı ülkemiz internetinden ve kalitesinden kısaca bahsetmiştik. Üniversitelerin aldığı kararlara ve artan Covid 19 vaka sayılarına bakacak olursak MEB için de 2020-2021 eğitim – öğretim yılının birinci dönemi büyük oranda uzaktan eğitimle gerçekleşecek gibi görünüyor. Bir şekilde öğrencilerin eğitim öğretim kazanımlarını tamamlaması gerekiyor. Peki ama nasıl?

2017 TÜİK verilerine göre Türkiye’de 22 milyon aile bulunuyor. BTK’nın 2019 verisine göre ise ülkemizdeki sabit internet aboneliği sayısı ise yaklaşık 15 milyon. Yalnızca bu iki veriye dayanarak kabaca ülkemizdeki ailelerin neredeyse yarısının evinde sabit internet yok diyebiliriz. Bu şartlar altında, bir evde birden fazla öğrenci olma ihtimalini de hesaba katarsak, pek çok öğrencimizin uzaktan canlı eğitime erişimi bir hayli zor görünüyor. Zaten ulaşabilenin de zayıf bağlantı sebebiyle pek bir hayır gördüğünü söyleyemiyoruz. 

Eğitimde fırsat eşitliği dünyanın temel sorunlarından biri ve bu eşitsizlik uzaktan eğitim zorunluluğu ile daha da belirgin hale geldi diyebiliriz. Hayat bu yazıyı okuma şansı olanlar için kısmen zor olabilir tabii. Aynı zamanda her ne kadar bize imkansız gibi gelse de böyle bir devirde Birleşmiş Milletlerin 2018 raporuna göre bir saniyede 5 çocuk açlıktan ölüyorken her öğrencinin iPad’den fiber optik altyapılı internetle canlı derslere katılabildiğini söylemek çok zor. MEB bu sorunu ülkemizde bir nebze çözebilmek adına Eba TV uygulamasını hayata geçirdi. İlkokul, ortaokul ve liseler için ayrı ayrı toplamda üç kanaldan oluşan bu televizyon kanalları aracılığıyla günde iki defa ders anlatımları yapılıyor. Çok fazla ciddiye alınmasa da aslında düşünüldüğü kadar faydasız bir uygulama değil. Gelin, var olan sorunları hiçbir çözüm üretmeden temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp batak masasına yatıran amcalar gibi davranmak yerine Eba TV’nin etinden ve sütünden nasıl daha iyi faydalanabileceğimiz üzerinde duralım.

Öncelikle ders programını kesinlikle belirlememiz gerektiği konusunda anlaşalım. Her sınıfın dersi günde iki defa tekrarlanıyor. Bu, tek bir televizyonda farklı iki sınıfa giden öğrencinin ders alabileceği anlamına geliyor. Sabah ya da öğle grubunun derslerinden uygun olanı seçip düzenli bir şekilde takip etmemiz gerekiyor. Bunu yaparken evimizin rahatlığıyla değil okulun disipliniyle davranmamız gerekiyor. Evdeki bir yetişkinin ise mutlaka kel müdür yardımcısı görevini üstlenmesine ihtiyaç duyabiliriz. İşte asıl problemi asla çözülemeyen bu okul karakteri, öğrencinin derse zamanında girip çıkması, ders esnasında kafasına göre takılmaması ve diğer tüm okul kurallarının uygulanması gibi konularda hatırlatıcı olmakla görevli olacak.

Ders programımızı belirleyip nizami bir şekilde sınıf kurallarına uyarak derse girip çıkmaya başladığımıza göre not almanın öneminden bahsedebiliriz. Öğrencinin öğretmen ve öğretilen konularla sıkı bir bağ kurmasının tek yolu kesinlikle not almak. Çünkü kendimizi bir şekilde öğretmenle tartışmaya hazırlar gibi söylediklerini not alırsak eğer, öğretilen konuların %50 seviyesinde aklımızda kalacağını söylüyor Amerikalı eğitimci Edgar Dale. Söylemekle yetinmeyip bunu bilimsel çalışmalarla kanıtlıyor ama konumuz bu değil. Tüm bu not almaları sağlamak için mutlaka çok rahat olmayan bir masa ve sandalyeye ihtiyacımız olduğunu da unutmayalım. Eldeki imkanlar dahilinde sınıf ortamı oluşturmayı deneyip ders esnasında sınıfa dalan nöbetçi öğrenci kılıklı kardeşleri de mümkünse uzakta tutalım.

Günde 1-2 saatimizi ayırarak gittiğimiz salondaki okul süresinin kısa olması, çalışmalarımızın da o kadar sınırlı olacağı anlamına gelmiyor. Birkaç satır önce bahsettiğimiz Edgar Dale, öğretilenleri %95 oranında öğrenebilmemiz için aynı konuyu başkasına öğretebilmemiz gerektiğini yine bilimsel çalışmalarla kanıtlamış durumda. Bu da demek oluyor ki dersten yaklaşık yarım saat sonra mutlaka tekrar yapmamız gerekiyor. Notlarımıza şöyle bir göz atıp okul kitabımızın konuyu nasıl ele aldığına dikkat etmeliyiz. Unutmayın ki her dersin ünitesi temelde bir konuyu öğretmeyi amaçlar. Bu yüzden tüm ayrıntılarıyla, her yönüyle, ünitenin kazandırmak istediği konuyu tam anlamıyla başkasına öğretebilmeyi amaçlarsak inanılmaz bir başarı elde edebiliriz. Bunu yapabilmek içinse günde dersten sonra yapacağımız bir saatlik tekrar dışında da çalışmamız şart. Günde en az yarım saatimizi de bir sonraki gün göreceğimiz dersin son notlarına göz atmak ve kitaptan gelecek konuya hazırlanmak gibi görevlere ayırmamız gerekiyor.

Okuldan sonra hemen sonra yapacağımız, yaklaşık bir buçuk saatlik tekrar ve sonraki derse hazırlık aşamalarını bitirdikten sonra ise zamanımızı, kendimiz için en uygun bir buçuk saati seçerek en can alıcı kısma ayırmalıyız. Haftalık programımızda yeri net bir şekilde belli olan bu bir buçuk saatlik dilimi konularımızı başkasına anlatır gibi çalışarak ya da anlatacak gibi hazırlanarak ve kitaplarımızdaki etkinlik, alıştırma, test gibi kısımları cevaplayarak kullanacağız. Böylece herhangi bir konuyu öğrenmeme şansımız olmayacak. Tüm bu saatleri; hangi gün, hangi dersi çalışacağımızı ve hangi ara tekrar yapacağımızı güzel bir şekilde haftalık çalışma programına aktaracağız. Böylece hem biz programı rahatlıkla göreceğiz hem de evdeki müdür yardımcısı kişisi bizi rahatlıkla takip edebilecek.

Uzun uzun anlatınca ömürden ömür alan gibi duran bu program karmaşası toplamda 5 saatimize mal oluyor. Yani 8 saat de uyursak eğer, mutfakta insan azarlayan pasif agresif yaşlı yemek ustalarını takip etmek gibi etkinliklerle harcayacağımız 11 saatimiz kalıyor. 24 saatin sadece 5 saatini ayırarak en az zararla okulumuzu uzaktan devam ettirebiliriz. Elbette günlük katılabileceğimiz canlı dersler de olabilir ama az pişen et için bağıran adamları izlemektense canlı derslerle öğrendiklerimizi pekiştirmek; üç tarafı denizler, dört tarafı vergiler, pek çok tarafı sınavlarla çevrili ülkemizde bir öğrenci için daha faydalı olacaktır. Eğer hala bir haftalık çalışma planınız yoksa hemen kendinize uygun bir plan hazırlamaya başlayın. Okuldaki öğretmenlerinizle görüşüp bu konuda yardım alarak onları darlayacağınızı düşünmeyin. Seve seve yardımcı olacaklardır size bu konuda. Tüm haftanızı bu plana uygun, salonu sınıfa çevirerek ve kendiniz de çalışarak bir an önce başlayın serüveninize. Çünkü öyle ya da böyle gireceğiniz sınavlar ve hayatınızın geneli için öğrenmeniz gereken şeyler var ve şimdi şartlar size neyi sunuyorsa onunla yetinmek zorundasınız. İmkanınız varsa çevrenizdeki profesyonel hizmetlerden de faydalanıp bu zamanları yüz yüze olmasa da yüzde yüz verimlilikle tamamlamaya çalışın. 

İşte en yüzeysel şekliyle, bir zamanların en sıkıcı kanalları olan TRT AÖF kanallarına benzeyen, bugün ise öğrenci olan her evde reyting rekorları kırması amaçlanan Eba TV ile nasıl eğitim öğretime daha iyi devam edebileceğimizi bazı çizgileriyle belirlemiş olduk. Günde en az yarım saatlik kitap okumayla da hem kafanızı dinlemeyi hem de yorum gücünüze güç katmayı unutmayın. Sizlere Ziya Selçuk aksanıyla “kucak dolusu sevgiler” gönderiyorum. Esen kalın. 

Verimli EBA TV Kullanımı” yazısına hakkında bir fikir

  1. Avatar
    Yanıtla
    İlker
    Eylül 30, 2020 at 5:05 pm

    Çalışmanızdan dolayı sizleri tebrik ederim murat bey. Başarılarınızın devamını dilerim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir